Kategori: Genel

değişim

Değişim

Bilinmeyen her şey insan için, içinde tedirginlik barındır. Bu her konu da böyledir. Bilmediğiniz bir denizde yüzmek, daha önce hiç yemediğiniz bir yemeği yemek, daha önce hiç davranmadığınız gibi davranmak..

Çoğu çocuk için yeni başlayacağı okul heyecan vericidir. Bir yetişkin için iş yerinde ilk gün.. İkisinin de temelinde bilinmezliğin yarattığı bir kaygı vardır. İnsanlar için kontrol edebilecekleri miktarda bilinmezlik katlanılabilir bir durumdur. Hatta bazen motive edicidir. Bilinmezlik bazen bizleri başarmaya zorlar daha çok çalışmaya, daha hızlı yürümeye daha çok düşünmeye. Fazla bilinmezlik ise bizi kaygıya zorlar, kaçınmaya, hareketsizliğe.

Bu durum bana kaplumbağaları hatırlatır. Kendilerini güvende hissetmek için kafalarını kabuklarına çekerler. Çünkü bu onlar için alışılmış ve en ilkel davranışlarıdır. Bildikleri en güvenli yoldur. Çoğu zaman işe yaramış olsa bile her zaman işe yaramaz. Bazen bir yangının ortasında kafasını kabuğuna çekmesi değil harekete geçip kaçması gerekir.

Bazı ilişkilerde böyledir. Bitmesi gerekir ama bitemez. Çünkü içinde ki acı aşina olduğumuz bildiğimiz ve kontrol edebildiğimizi düşündüğümüz acıdır. Eğer biterse, sonrası sadece tahmine açık belirsizliktir. Bu yüzden bırakmayız. Belirsizlikten korktuğumuz için yangının etrafımızı sarmasına izin veririz. İstemsiz olarak sağlıksız bir ilişkide sağlıksız örüntülerin devam etmesine katkı sağlar ve belki de ileride daha çok üzülmemize neden olacak olayların temelini atmış oluruz.

Bazen de savunma mekanizmalarımız bu düzen üzerine kurulur. Psikoterapi de en sık karşılaştığım durumlardan biridir. En çok duygularını bastırarak hayata tutunmaya çalışan danışanlarımda gözlemlerim. Duygularını bastırarak acıdan kaçınabileceklerini ön görürler. Fakat bu temelde sağlıksız ilişkiler deneyimlemelerine neden olur. Çünkü duygularımız onları bastırmak yerine dinlemeye başladığımızda başkalarıyla güvenli ve gerçek bağlar kurmamıza yardımcı olur.

Bu davranışların en temel motivasyonu bilinmezliğe karşı güvende kalma arzusudur. Bildiğimiz en güvenli yol hep gittiğimiz yoldur düşüdür, aşinalıktır. Bu yüzden değişime dirençliyizdir.

Beyin yarattığımız kalıpları takip eder ve bu kalıpları kırmak zaman ister. Başka biri tarafından bir daha sevilemeyeceğini düşündüğü için mutsuz olduğu halde ilişki içinde kalmakta, bir daha iş bulamayacağı için patronunun mobingine boyun eğmekte buna örnektir. Yüzmeyi bildiğiniz halde boğulacağınıza dair kuvvetli bir inancınız varsa denize girmekten kendinizi alıkoyarsınız.  Hatta muhtemelen boğulmak için kendinize alan açarsınız. Çünkü beyin kendini doğrulamak için bir yol bulur. Biz buna öğrenilmiş çaresizlik de deriz.

Çok sevdiğim bir kitap şu satırlarla biter; Hayat bir denge işi ve hepimiz ipin üzerinde kalmaya çalışıyoruz. Hayatta düşmemize yol açan ve tabi ki bize destek de olan herhangi bir anda nasıl hissettiğimizi etkileyen şeyler – bunlar tipik olarak ruh halini, ilişkileri, sağlığı, stresi ve çevreyi içerir. Sürekli bir duygusal değişim, deneyimlemeyi son derece normal hale getirir. Hayatta neler olacağı ön görülemez ve onun kaçınılmaz iniş çıkışlarıyla baş etmenin en iyi yolu bu gerçeği kavramaktır ve denge kurmaktır.

Değişimden korkarız, değişimin ne getireceğini bilmediğimiz için. Başarısız olmaktan korkarız, mutsuz olmaktan korkarız. Uyum sağlayamamaktan korkarız. Bu yüzden hareket etmeyiz. Ama bu ihtimaller yüzünden daha mutlu olma, daha iyi hissetme ihtimalinde de oluruz.

Yapabileceğinizi düşünüyorsanız da yapamayacağınızı düşünüyorsanız da haklısınız.

Henry Ford

Çift Terapisinde Yeni Bir Bakış “İmago”

Çift terapisi kültürü ülkemize 80 li yıllardan itibaren yerleşmeye başlamış son yıllarda üzerinde ciddi araştırmalar yapılan bir bilim dalı haline gelmiştir. Peki ne oluyor da çiftler bir terapiste gitmeye karar veriyor ya da bunu düşünüyor?

Çiftler terapiye başvurduklarında mutsuz ve ilişkiye dair umutsuzluk içinde olurlar.  Davranış paterni haline gelen sıkıntılı ve zor süreçler sorunların içinden çıkılmaz bir hal almasına neden olur.

İmago tekniğini bu durumlara müdahale etmek için kullanılan bir çift terapisi tekniğidir. Yapılandırılmış diyaloglardan oluşmuştur. Bugüne kadar dünyada binlerce çift üzerinde yapılmış çalışmalar sonucu oluşmuş olan bu terapi yöntemi diyalektik ekole dayanmaktadır.

İlişki, hayatı yaşamaya değer kılan en temel unsurdur. İnsanlar ilişkiler içinde doğarlar  ve gelişimlerini tamamlamak içinde ilişki içinde kalmaya ihtiyaç duyarlar. İmago, İnsanların ilişki içinde ki temel ihtiyaçlarından yola çıkarak, çiftler için güvenli bir alan yaratıp karşılıklı empati ve anlayışın oluşmasına böylelikle geçmişe dönük ilişki yararlarının onarılmasına imkan tanır.

İmago duygusal bir ilişki paradigmasıdır. Kişide varolan fakat iyi çalışmayan duyguları açığa çıkarak onları tekrardan işleyen mekanizmalar haline getirir. Çünkü duygu en önemli ve değerli iyileştirici malzemedir. Çiftler ancak temel duygularını anladıklarında ve bunu paylaştıklarında bir bütün haline gelip aheng oluşturabilirler.

İmagonun en büyük avantajı farklı duygulara sahip, farklı dünyaları olan bireylerin bu dünyalarda yan yana bağ içinde kalmalarını ve bu farklılıkla beslenip onları çatışma malzemesi olmaktan çıkarıp kendi dünyalarını zenginleştiren bir unsur haline getirmesini sağlamaktır.

Terapide asıl olan amaç çiftler için güvenli bir ortam oluşturarak, çiftler arasında kopan bağın tekrar ve daha sağlam bir şekilde oluşmasını sağlamak ve çiftlerin bağlantıda kalarak uygun çatışma çözme becerisini kazanmasını sağlamaktır.

Verimli bir ilişki için iletişim en önemli unsurdur. İyi bir iletişim elbette tek başına sorunları çözmek için yeterli değildir. Fakat partnerinizi gerçekten dinlemeniz onunla aynı fikirde olmasanız bile onun anlaşıldığını hissetmesi ilişkide iyileştiricidir.

İmago kişilere kendilerini etkili bir şekilde ifade etme imkanı sunar. Söylediğiniz şey değil nasıl söylediğiniz ve duyduğunuz şey değil nasıl duyduğunuz önemlidir. İmagoyla amaç partneri ön yargısız ve iyi niyetle dinleme imkanı yaratmaktır.

Birçok kişi ilişkisinin bir noktasında tutku ve heyecanı deneyimler. İmagonun tek işlevi bağ kurmak çiftlere çatışma çözme becerilerini geliştirmek değildir. İlişkinin bir noktasında deneyimledikleri tanıdık olan bu duygularla tekrar karşılaşmalarını sağlamaktır.

Hiçbir evlilik ya da çift terapisi evliliğin ya da ilişkinin devamının güvencesini vermez. Gerçekten belli durumlarda eşlere bitmesi gereken sürdürülmez bir birliktelik içinde olduklarını gösterebilir. Fakat unutmamanız gereken bir nokta var. Bilmediğiniz ya da farkında olmadığınız bir şeye müdahale edemez, dönüştürmek ya da değiştirmek için çabalayamazsınız. Çift terapisi size bu farkındalığı sağlamak için farklı bir bakış açısı sunar.

iliski

Savaş Alanına Dönmüş İlişkiler

Çıkarlarına ters düşmediği sürece birini sevmek çok kolay peki ya çatışma olduğunda… İlişkiler ne kadar sağlam olursa olsun kırıp döken her çatışma ilişkileri yıpratır. Her seferinde bir şeyler alır götürür. Bir zaman sonra ise geriye savaş alanına dönmüş bir ilişki kalır. Ya o alanı öfkeyle terk etmek istersiniz, arkanıza bile bakmadan çeker gidersiniz ya da enkazlar arasında yeni bir hayat inşa etmeye çalışırsınız. Peki böyle bir ortamda inşa edilen ilişki ne kadar sağlam olur?

Çatışmalar ilişkilerin besin kaynağıdır. Fakat çatışma sırasında ki duruşunuz, çatışma stiliniz ilişkinizin kaderini belirler. Çift terapisinin ilk hedefi ise mevcut sorunu çözmek değildir. Çiftlere mevcut sorunu çözebilmek için yeni bir çatışma çözme becerisi kazandırmaktır. Çoğu danışan çift terapisinden sonra bir daha tartışmayacağını düşünür. Oysa ki bir ilişki için tehlike çanlarının çaldığını gösteren en önemli kıstas ilişkide hiç çatışmanın olmamasıdır. Bu durum ya iki tarafında ilişkiden artık umudunun olmadığını bize söyler ya da ilişkide birinin koşulsuz kabul rolü altında ezildiğini…

Koşulsuz kabul, kabul edeni zamanla tüketir. Benliğini, öz güvenini zedeler. Karşısında ki insana bağımlı hale getirir. İlişkilerde sıkılıkla karıştırılan şey bağımlılık ile bağlılık arasındaki farktır. Bağlılık birlikte olma kontakta kalma halinin sevgi, saygı ve şefkat ile birleşiminden oluşur. Bağlılık ilişkinin pusulasıdır. Bağımlılık ise, içinde en çok korku ve kaygıyı barındırır. Onsuz olamama düşüncesi kendini hiçe saymaya yol açar.

Eşinize bağımlı olmak yerine kendi alanlarınızı yaratın, eşinizin da kendine alan yaratması konusunda destekçi olun, bunlara saygı duyun.

Bağlantı eksikliği durumlarında ise çiftler arasındaki tutku solar, alınganlık akabinde şiddetli tartışmaları getirir. İlişki içinde kopmalar ve uzaklaşmalar başlar. Tekrar bu bağı onarmak ise zaman ve emek ister. Bu bağı kopartmamak ve sağlamlaştırmak için ise; Eşinize temas etmekten kaçınmayın. Araştırmalar fiziksel temasın insanların kaygı seviyelerini ciddi derecede düşürdüğünü gözler önüne sermektedir.

Eleştirmek yerine olumluya odaklanın. Eleştirmek ve olumsuza odaklanmak her zaman en kolayıdır. Hemen ağzımızdan çıkıverir. Kırar, parçalar. Olumluyu bulmak ve söylemek zordur ama her zaman tamir edicidir.

Eşinizi can kulağıyla dinleyin. Bir insanı dikkatlice dinlediğiniz zaman onunla her konuda anlaşabilirsiniz. En büyük sevgi göstergesi onu her zaman dinlediğinizi ve duyduğunuzu göstermenizdir.

Eşinizi neden sevdiğinizi hatırlayın, bunu eşinizle paylaşmayı ihmal etmeyin.

Birbirinize zaman ayırın. Çok klasik bir örnek gibi görünse de çiçeklerde bakımsız kaldığında ölür. İlişkilerde hassasiyet ve önem ister. Bu önem ve özeni göstermediğinizde ise bu bağ zayıflar ve ilişkide ki kopmalar çok sert olur.

Ama önce kendinize zaman ayırın. Önce kendinizi sevin ve değer verin. Kendine değer veren ve seven herkes başkasına değer verme konusunda daha fazla gönüllüdür.

 

medya

Sosyal Medya Paylaşımları

Son yıllarda sosyal medya hayatımızın tam orta noktasında. Paylaşmak güzeldir kültürünü abarttığımız şu günlerde özel hayatımıza ait her şeyi sosyal medya kanallarını kullanarak herkes ile paylaşıyoruz ve bundan keyif duyuyoruz. Bazen bununla yetinmiyoruz. Kontrolün bizde olduğunu düşündüğümüz için çocuğumuza ait bilgi ve resimleri de sosyal medya ortamında kolayca paylaşabiliyoruz. Hatta bazen onlar için bir sosyal medya hesabı açıp bu bilgileri onlar için kişiselleştiğimiz hesaptan hoyratça yayınlayabiliyoruz. Onun bu hesapları idrak edebilme, sorgulama yetilerini olmadığını bilerek aslında bunu kullanıyoruz. Bazen kendi kimliğimizi bir yana bırakarak onun kimliğine bürünüyoruz. Ayşe’nin Annesi nick name ‘i altında Ayşe ile ilgili bilgileri sanki daha formalmiş gibi paylaşabilme hakkını kendimizde buluyoruz.

Peki bir ebeveyn olarak çocuğumuz için her şeyin en iyisini aradığımız, taradığımız, bulmak için canla başla çalıştığımız şu günlerde bunun çocuğumuz için en iyisi olduğuna nasıl karar verdik? Bizim eğlendiğimiz altına en mutlu an etiketini koyduğumuz o ‘an’ gerçekten onun için en mutlu  ‘an’ mı? Yoksa onu ileride yaşıtları arasında zor duruma sokacak, belki size çok öfkelenip kızmasına neden olacak ‘an’ mı?

Önceleri çocuklar için yararlı bilgileri paylaştığımız bu platformların bir an da hesapları daha cazip hale getirmek için daha sınırsız paylaşımların yapıldığı platformlar haline geldiğini görüyoruz. Çocukların her anını görüntüleyip paylaşmak elbette her ailenin hakkı fakat bu paylaşımın herkes tarafından görülmesi bazı sakıncalar içermektedir.

Aslında bu net bir mahremiyet sorunu. Çocuğunuzun mahremiyetiyle ilgili görselleri, ona sormadan izinsiz bir şekilde, üstelik bazen dozunu kaçırıp görselleri daha ilgi çekici hale getirmek için onlara eklemeler yaparak da paylaşılabiliyoruz. Örneğin, kız çocuklarını daha feminen giydirip, yetişkin imajıyla paylaşmak gibi. Çok basit bir empati cümlesiyle kendinize hiç şunu sordunuz mu? Biri benden önce benim adıma bir hesap açsa, benim en güzel, en özel anlarıma kendi karar verse ve bunları herkesle paylaşsa bu beni ne kadar mutlu eder?

Özellikle yaz mevsimlerinde dozu kaçan paylaşımlar çocukları hedef haline getirebilmekte. Çıplak ya da mayolu resim paylaşmak çocuğun mahremiyet alanı hiçe saymak bir yana çocuğu tehlikelere karşı daha açık hale getirebilmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de pedofili, çocuk pornosu çözümü zor sorunlardan biri. Bununla baş etmenin en iyi yolu ise bireysel önemler. Sosyal medya hesaplarında paylaşılan bu paylaşımlar çocukların resimlerinin kötü amaçlar doğrultusunda kullanılmasına neden olabilir.

Çoğu sosyal medya kullanıcısı için sosyal medya bir depolama alanı. Sorun ise bu depolama alanın gizliğinin ihmal edilmesi. Özellikle Facebook, instagram gibi mecralarda gizlilik kilidi olmadan paylaşılan verilerin başkaları tarafından da depolanma olasılığını göz ardı etmemek gerekir.

Dijital çağ pek çok açıdan bizlere avantajlar, kolaylıklar sunarken bir yanda da kötüye kullanılma risklerini içinde barındırdığı için bizlere dezavantajlarını hatırlatmakta. Birçok verinin kolaylıkla kopyalanabilmesi, kötü amaçlar doğrultusunda kullanılma riskini ortaya çıkarmaktadır.

Özellikle aile paylaşımlarının çocuğun ergenlik döneminde, bireyselleşme çabası içinde olduğu dönemde onu kötü etkileyebilmekte, arkadaş ilişkilerinde alay konusu olabilmektedir. Duygusal gelişimi gerileten bu olay size göre, basit bir ‘an’ı paylaşma ona göreyse kimliğinin yok oluşu anlamını taşıyabilir. O an eğlenceli olan gülüp geçtiğini videolar ergen için kabus olabilir.

Bu paylaşımları sadece ebeveynler değil, öğretmenlerde zaman zaman yapmakta çocukların görselleri kendi kişisel hesaplarından ya da whats up gibi toplu konuşmaların yapılabildiği çocuğun ailesinin dışında kişilerinde olduğu mecralarda paylaşabilmektedirler.

Bilgileri bu şekilde paylaşmak çocuklarında mahremiyet algısını ciddi anlamda etkilemekte. Özellikle sosyal- medya kullananların yaşının düştüğü şu dönemde mahremiyet duygusunun gelişmesi çok önemli. Aile ise bu algının gelişmesi için önce rol model olmalı, özel hayata dair paylaşılan bilgilerin kiminle ve hangi sınırlar doğrultusunda paylaşılmasını konusunda öncü bir rol üstlenmeli.

Paylaşmak elbette güzel. An’ı ölümsüzleştirmek belki de teknolojinin bize sunduğu en güzel nimet. Fakat ölümsüzleştirdiğiniz bu ‘ an’ ları tanımadığınız kişilerde paylaşırken bir daha düşünün.

 

 

 

 

 

İnternet bağımlılığı

Çocuk ve Bilgisayar

Son dönemde üzerine en çok tartışılan konulardan biri olan bilgisayar ve internetin öğrenme üzerindeki payı, avantajları ve dezavantajları…

Bilgisayar doğru yer ve zamanda, amaçlı ve sınırlı kullanıldığı takdirde çocuğun eğitim ve gelişiminde önemli yeri olan bir araçtır. Artık her şeyin bir tık ileride olduğu bir çağda bilgisayar ve internetten uzak bir yaşam sürmek neredeyse imkansız.

Bilgisayar; öğrenmeyi daha cazip hale getiren, bilgiye ulaşmayı daha kısa sürede sağlayan, çocuğun problem çözme ve yeteneğinin gelişmesine katkı sağlayan bir araç.

Dengeli kullanımında;

-Çocuğu merak ve rekabet duygusuyla cesaretlendirir.

-Sürekli ve hızlı geribildirimde bulunarak çocuğun eksikliğini anında fark etmesini sağlar.

-Yazma ve iletişim becerilerinin gelişmesine katkı sağlar.

-Öğrenmeyi daha eğlenceli hale getirir.

Bilgisayar ve internet artık çocuklarımızın eğitimin tam orta noktasında. Uzmanlar ise ikiye bölünmüş durumda. Dijital ekranlarla erken yaşta buluşan çocuklarda uzun vadede otizm spektrum bozuklukları, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, disleksi gibi öğrenme güçlüklerine rastlanmakta. Bununla birlikte kontrol edilmediği takdirde siber zorbalık, çocuk istismarı gibi riskler ise kapının hemen çok yakınında.

Apa’ya  (American Psychological Association) göre üç yaşının altında ki çocukların dijital ekranlara maruz kalması çocuğun emosyonel ve sosyal gerçekliğine zarar vermekte ve çocuğun gelişimini bozmakta. Bunun yanı sıra bilgisayar bağımlılığı ile ilgili son yıllarda yapılan araştırmalar çocuğun bilgisayar ile tanışma yaşının bağımlılık üzerine doğrudan etkisi göstermekte. Küçük yaşlardan beri bilgisayar ile temas halinde olan çocukların daha fazla bağımlılık geliştirdiği biliniyor.

Çocuk için bilgisayarın anlamı sadece eğitim değil. Kendini deşarj etmek ve eğlenceli vakit geçirmek için bilgisayar başındaki vaktini çoğunlukla oyun oynayarak geçiriyor. Popüler bilgisayar oyunlarının ise yüzde 80 nin şiddet içerdiği gerçeği başka risk faktörü. Şiddet içeren bilgisayar oyunlarının saldırgan davranış üzerine uzun ve kısa vadede etkilerini görmek mümkün. Bu durum çocukta gerilimin artmasına ve şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasını neden oluyor. Özellikle aile içinde şiddet olgusuna rastlanan çocukların bu tarz oyunları sıklıkla oynaması, çocuğun iletişim dilinin şiddete dönüşmesine ve gündelik hayatında şiddeti normalleştirmesine sebep oluyor.

Siber ailemde ki bir diğer tehlike cinsel içerikli siteler. Bu tarz siteler özellikle 10-14 yaş arası keşif döneminde ergenliğin başlarında olan çocukların dikkatini daha fazla çekmekte. Gerçeklikten uzak ikili ilişkileri sığ ve çirkin gösteren bu siteler çocukların cinsel gelişimini olumsuz etkilemekle kalmamakta cinsellik ile olumsuz algı ve tutum oluşturmalarına neden olmakta ve düşüncelerini etkilemektedir.

Bilgisayar ve internetten vazgeçmek mümkün olamayacağı için bu tehlikelere karşı ebeveyn olarak bilgi ve farkındalık sahibi olmalıyız. İlk ve son çocukluk yıllarında porno ve şiddet içerikli sitelerden çocuğu korumak için interneti filtre yoluyla kısıtlayarak ve bilgisayar karşısında geçen zamanı kontrollü şekilde kullanmasını sağlayarak çözebiliriz. Fakat bu çözüm tek başına yeterli değildir. Ebeveyn olarak çocuğa zengin bir uyarıcı çevre oluşturulmalıdır. Böylece çocuk hem akranlarıyla yüz yüze temas kurarak sosyalleşir hem de bilgisayarı kısıtlı ve etkin şekilde kullanmayı öğrenir.

Son yıllarda üzerinde görüş birliği yapılan konu ise çocuğun gün içinde bilgisayara en fazla bir saat ayırması. Bunun da ailenin kontrolünde olması.

 

mutlu aile

Çocuğun Üçüncü Ebeveyni

Anne babaların tutumlarının yaşam boyu çocukları üzerinde önemli bir etkiye sahip oldukları bilinir. Ebeveyn olmak ciddi sorumluluk içerir. Bir çocuğun hem duygusal hem fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak bilgi ve farkındalık gerektirir.

Çocuğu zaman okuruz, anne- baba olarak üstümüze düşen görev çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu ihtiyaçlar kimi zaman fiziksel kimi zaman ise duygusal ihtiyaçlardır. Karşılanmamış ihtiyaçlar yetişkinlik yaşantısında çocuğun tutum ve davranışlarını yönlendirir. Örneğin sevilme ihtiyacı yeterince karşılanmamış çocuklarda değersizlik algısı oluşabilir. Anne- Babanın tutumu onun hayata karşı tutumunda belirleyici rol oynar. Çocuk ile kurduğunuz iletişim onu hayata hazırlar. Etkili iletişim stratejileri çocukta sorumluluk alma becerilerini geliştirir, özgüvenini destekler.  Aşırı otoriter tutumlar ise çocuğun benlik gelişimi sekteye uğratır. Bu çocuklar karar almakta, aldıkları kararları uygulamada sorun yaşarlar.

İhtiyaçları karşılanmış, sevgi ve şefkat ile büyümüş çocuklar hayata karşı daha iyimserken, temel duygusal ve fiziksel gereksinimleri karşılanmamış çocuklar hayata karşı daha agresif ve güvensiz bir tutum geliştirirler.

Çocukların yetişkinlik dönemlerinde gözlenen bir başka davranış örüntüsü de anne ve babasın ilişki biçimdir. Ebeveyn olarak ilişkiniz çocuğun yaşamına doğrudan etki eder. Çocuk bir davranışı önce gözlemler sonra uygular. İlişki kurma biçiminde çocukla kurduğunuz ilişki kadar eşinizle kurduğunuz ilişkide etkilidir.

Nasıl mı?

Aile içinde iletişim biçiminiz nasılsa çocuk bu iletişim biçimini içselleştirir. Kendi ilişkilerinde de bu iletişimi kullanır. Anne-Baba çatışmayı sağlıklı yollardan çözüyorsa çocuk bu çatışma çözme stillerini kendi ilişkilerine yansıtır. Eğer anne-babalar, çatışma esnasında birbirlerine düşmanca ve saldırganca davranıyorlarsa, çocuk saldırganlığı, anlaşmazlıkların çözümünde kabul edilebilir bir yol olarak öğrenir. Direkt olarak çocuk şiddete maruz kalmasa bile şiddeti olağanlaştırır. Akran ilişkilerinde de şiddeti normal gördüğünden dolayı kullanması kaçınılmaz olur.

Çocuğun anne baba ilişkisini olumlu algılaması, kendini güvende hissetmesine neden olur.  Sık sık yıkıcı tartışmaların olduğu ortamda çocuğun güven algısı yıkılır. Bu da ilişki kurma ve bir ilişkiyi yürütme becerilerini etkiler.

Aile içi ilişkilerde aldatma ve sadakatsizliğe şahit olmuş çocuk ilişkiler içinde kendini güvende hissetmekte zorlanabilir. Bu güvensizlik algısı onun ilişki kurma biçimi ve ilişki içindeki tutumlarına doğrudan etki eder. Partnerine yapış kalma, onsuz bir şey yapamama, ilişki içinde sağlıklı sınırlara koyamama gibi sorunlar yetişkin hayatında davranış paterni haline gelebilir.

Çocuğunuzla sağlıklı ilişkiler kurmanız, bu ilişki içinde onun ihtiyaçlarını karşılamanız önemlidir fakat yeterli değildir. Aile ilişkilerinin de sağlıklı olması çocuğun sağlıklı gelişebilmesi, sağlıklı ve rasyonel mekanizmalar geliştirebilmesinde etkendir.

Çocuklar sevilmeyi de sevmeyi de ilişki içinde öğrenir. Bir ailenin çocuğuna bırakacağı en büyük miras sevebilme becerisidir. Bu beceriye sahip olan çocuk önce kendini seveceğinden dolayı karşılaşacağı her zorluk ile daha kolay baş edebilecektir. Elbette ilişkiler içinde çatışmalar kaçınılmazdır. Önemli olan bu çatışmaları nasıl çözdüğünüzdür.

Özet olarak, çocuğun üçüncü ebeveyni anne babasının evliliğidir. Bireysel olarak çocuklarınız ile iletişiminize ne dikkat ediyorsanız, eş ile olan ilişkilerinizde de o kadar dikkatli olmalısınız. Sorunları yapıcı bir şekilde çözmeli, çocuğa bu anlamda rol model olmalısınız. Sağlıklı iletişim, sağlıklı ve huzurlu ve güvenli aile ortamını getirir.

 

image

İlişkilerde “Biz” olmak yerine “Sen” Ya Da “Ben” Olma Sendromu

Büyük umutlarla başlayan ilişkiler vardır. Birde bu ilişkilerin hazin sonu. Bazen ilişkinin içinde nefessiz kaldığımızı düşünürüz. Boğulma hissi can havliyle ilişkiden kaçmaya, onu bırakmak için bahaneler aramaya iter bizleri. Peki ne oluyor da ilişkileri bu denli tüketebiliyoruz.
İlişkilerde sık yapılan hatalar arasında partneri ya istediğimiz hale dönüştürme çabası ya da kendi “ben” inden uzaklaşarak “o” olma çabası yer almaktadır. Bizi bunu yapmaya sürükleyen ise, doğru ilişki hakkındaki yanlış algılarımızdır. Sevmek, kendi ihtiyaçlarını hiçe sayarak karşısındaki insana teslim olmak demek değildir..
İlişkide bu durum kronikleştikçe bireyler bir kısır döngüye girer. Bir süre sonra kendine yabancılaşmaya başlayan kişi mutsuzluk, umutsuzluk duygularının esiri olmaya başlar. İlişkiye bakış açınız ilişkinizin kalitesini belirler. Çift olarak kalabilmek özen ve özveri ister. Değişim ve yenilenmek ister. Kendini yeniden bulmak, gerçekleştirmek ister. Eğer bunlar için alanlar yaratamıyorsanız, mevcut durumun içinde hareketsiz kalırsınız.
Partneriniz ile ortak zevklerinizin olması önemlidir. Güzel bir “an” ı paylaşmak güzel bir an için fırsatlar yaratmak ilişkiyi besleyen ana kaynaklardan biridir. Fakat her şeyi birlikte yapmak zorunda değiliz. Bireysel olarak yaptığınız aktiviteler ilişkide sağlıklı mesafeyi destekler. Aşk, özgürlüğün çocuğudur. Eğer sonrasında yakınlığın olası olduğunu bilirsek, yalnız kalmak “ben” olmak korkutucu değildir.
Mesafeler her zaman kopmayı, ayrılmayı temsil etmez. Bazen nefes almayı, kendini eleştirmek için zaman yaratmayı, olaylara uzaktan bakmayı, doğru tartışma için uygun zemin oluşturmayı sağlar.
Bazen de partnerimizi dönüşüme zorlarız. Önce ona aşık oluruz. Bütünüyle kabul ederiz. Sonra yavaş yavaş değiştirmeye çalışır dirençle karşılaştığımızda suçlarız. Sağlıklı bir ilişki iki insanında içinde mutluluk ve keyif aldığı ilişkidir. Bunun için kişiler fedakârlık yapmak, değişim için gönüllü olmalıdır. Fakat bu değişim sınırsız değildir. “ben” den uzaklaşmak bazen ilişkiyi bitiren faktör olmaktadır.
Sağlıklı bir ilişki içinde kendiniz olmaktan, kendi zevklerinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz yine de “BİZ” olabilirisiniz.

Etkili Anne-Baba Eğitimi

Etkili İletişim
Etkili İletişim

Çoğu ebeveyn çocuklarıyla nasıl doğru iletişim kuracağına dair kararsızlık içindedir. Çocuklar iletişim kurma tarzlarını anne ve babalarından öğrenir. Onlara doğru örnek olabilmek için doğru iletişim kanallarını kullanmak gerekir.
Çoğu zaman çocuk ile çatışma içine girdiğimizde otoritemizi kullanarak, çocuktan çözümümüzü kabullenmesini bekleriz. Bu durum ise onu zamanla itaatkar biri haline getirir. Sorun çözme konusunda etkisiz kalmasına sorumluluk duygusunun gelişmemesine neden olur.
Etkili iletişim kurmayı öğrenen çocuk ise, akran ilişkilerini başarılı bir şekilde devam ettirir. Etkili iletişim çoğu zor davranışın üstesinden gelmeye ise son derece yardımcı bir tekniktir.
Bu becerileri etkileyici bir tarzda anlatan Thomas Gordan anne ve babalara ilham kaynağı olmakta.

değişim

Değişim

Bilinmeyen her şey insan için, içinde tedirginlik barındır. Bu her konu da böyledir. Bilmediğiniz bir denizde yüzmek, …

Çift Terapisinde Yeni Bir Bakış “İmago”

Çift terapisi kültürü ülkemize 80 li yıllardan itibaren yerleşmeye başlamış son yıllarda üzerinde ciddi araştırmalar …

iliski

Savaş Alanına Dönmüş İlişkiler

Çıkarlarına ters düşmediği sürece birini sevmek çok kolay peki ya çatışma olduğunda… İlişkiler ne kadar …